İçeriğe geç
Köşe yazısı

Tek Haneye Giden Uzun İnce Yol: Enflasyon Ateşi Ne Zaman Düşer?

Mahalledeki manav Hüseyin abinin tezgâhının üstünde, yağdan parlamış eski bir ajanda durur. İçinde ne randevu var ne telefon numarası; sayfalar boyunca sadece rakamlar. Domatesin, salatalığın, çekirdeksiz üzümün üç yıllık fiyat tarihi. "Ben ekonomist değilim" der Hüseyin abi, "ama bu defter yalan söylemez." Geçen hafta defterini açtı, bir sayfayı gösterdi: "Bak, geçen yıl bu zamanlar etiketleri haftada iki kez değiştiriyordum. Şimdi ayda bir değiştiriyorum. İyileşiyor muyuz doktor?" İyileşiyoruz. Ama hastalığın ne olduğunu, ilacın nasıl çalıştığını ve taburcu tarihinin neden 2028 gibi göründü

Yakup Öcal
Yakup Öcal

Önce teşhis: Ateş düşüyor ama hâlâ yüksek

TÜİK'in 3 Eylül'de açıkladığı veriye göre yıllık enflasyon Ağustos itibarıyla yüzde 31,51'e geriledi. Bir yıl önce bu oran yüzde 33'ün, iki yıl önce yüzde 50'lerin, üç yıl önce yüzde 60-70 bandının üzerindeydi. Yani hastanın ateşi 40'tan 38'e indi. Sevindirici. Ama 38 derece ateşle kimse "geçmiş olsun" demez; hasta hâlâ yatakta.

Burada halk arasında en çok karıştırılan noktayı açalım: Enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi demek değil. Enflasyon bir hız göstergesidir, fiyat seviyesi değil. Araba 180 kilometre hızla giderken 120'ye yavaşladı; ama araba hâlâ ileri gidiyor, geri gitmiyor. Hüseyin abinin domatesi ucuzlamayacak; sadece eskisi kadar hızlı pahalanmayacak. Fiyatların gerçekten "eskiye dönmesi" diye bir hedef, dünyanın hiçbir merkez bankasında yoktur; hedef, fiyat artışının maaş artışının altında kalmaya başlaması, yani alım gücünün yavaş yavaş onarılmasıdır.

İlaç nasıl çalışıyor: Faiz denen antibiyotik

Merkez Bankası'nın elindeki temel ilaç, politika faizi. Bugün yüzde 37 seviyesinde ve Eylül toplantısında da burada sabit tutuldu. Peki yüksek faiz enflasyonu nasıl düşürür?

Şöyle düşünün: Enflasyon, ekonomideki paranın mala göre fazla olması ve herkesin "yarın daha pahalı olacak, bugünden alayım" diye koşturması hâlidir. Düğün salonu gibi: Herkes aynı anda büfeye hücum ederse izdiham olur, kimse doymaz. Yüksek faiz, kapıda duran görevlinin "acele etmeyin, yemek bitmeyecek" demesidir. Parayı bugün harcamak yerine mevduatta tutmayı cazip kılar, krediyle harcamayı pahalılaştırır, talebi soğutur. Talep soğuyunca satıcı zam yapmakta zorlanır; çünkü zam yaptığında karşısında "alırım abi" diyen kalabalık yoktur artık.

Kritik kavram şu: Nominal faiz değil, reel faiz önemli. Enflasyon yüzde 31,5 iken yüzde 37 faiz, kabaca yüzde 4-5'lik pozitif reel getiri demek. İşte para politikasının "sıkı" sayılması bu farktan gelir. 2021-2023 döneminde faiz enflasyonun çok altındayken bu fark negatifti; parayı tutan kaybediyor, borçlanıp mal alan kazanıyordu. O dönemde herkesin kendini araba ve konut kuyruğunda bulması tesadüf değildi; matematik öyle emrediyordu.

Peki neden bu kadar yavaş? Enflasyonun "hafızası"

Buradaki bilimsel mesele, iktisatçıların enflasyon ataleti dediği şey. Enflasyon bir süre yüksek kalınca ekonominin genlerine işler: Ev sahibi kirayı geçen yılın enflasyonuna göre artırır, işveren maaşı geçmiş zamlara bakarak belirler, okul servisçisi ücreti "nasılsa her şey zamlanıyor" diye günceller. Herkes geçmişe bakarak fiyat koyunca, geçmiş enflasyon geleceğe taşınır. Buna endeksleme denir ve enflasyonu bir nesilden diğerine aktaran kalıtsal hastalık gibi çalışır.

Ağustos verisinin içine bakınca bunu net görüyoruz: Aylık artışın şampiyonu yüzde 8,62 ile eğitim. Konut, elektrik ve gaz yıllık yüzde 39,8 ile ortalamanın çok üzerinde. Yani mal fiyatları (beyaz eşya, giyim, elektronik) hızla yavaşlarken, hizmet fiyatları — kira, okul, lokanta, berber — inatla direniyor. Çünkü hizmetin hammaddesi emektir ve ücretler geçmiş enflasyona endekslidir. Domates yavaşladı, kira yavaşlamıyor; işin en zor kısmı burası.

Bir de beklenti meselesi var. Ekonomi biraz da inanç işidir: İnsanlar enflasyonun düşeceğine inanırsa daha küçük zam ister, daha küçük zam yapar; kehanet kendi kendini gerçekleştirir. İnanmazsa tersine döner. Türkiye'de üç kere yükselip inen enflasyon, vatandaşta haklı bir "acaba yine mi?" şüphesi bıraktı. Bu şüphe kırılmadan tek hane zor; kırıldıkça iniş hızlanır.

Takvim: Tek haneyi hangi yıl göreceğiz?

Şimdi köşe yazarlığının en riskli işine, tarih vermeye gelelim. Merkez Bankası'nın kendi patikası şöyle: 2026 sonu için tahmin yüzde 26, 2027 sonu için yüzde 15, tek haneye — yüzde 9'a — iniş ise 2028 sonu. Orta vadeli nihai hedef yüzde 5. Yani resmî takvime göre Hüseyin abinin defterinde tek haneli yıllık artışı görmesi için üç kış daha geçmesi gerekiyor.

Benim öngörüm de kabaca bu takvime yakın, ama iki şerhle.

Birinci şerh: 2027 ortasına kadar iniş görece kolay kısım. Yüzde 31'den yüzde 20'ye inmek, matematiksel olarak yüzde 15'ten 9'a inmekten daha az sancılıdır; çünkü ilk etapta baz etkisi (geçen yılın yüksek zamlarının hesaptan düşmesi) size bedava puan kazandırır. Asıl imtihan, "son kilometre" dediğimiz 15-10 bandıdır. Dünyada da böyledir: Şili, İsrail, Polonya gibi kronik enflasyonu yenen ülkelerin hepsinde son kilometre yıllar sürdü. Orada artık baz etkisi yok; kirayı, ücreti, beklentiyi tek tek ikna etmeniz gerekiyor.

İkinci şerh: Bu takvim üç şarta bağlı. Bir, bütçe disiplini — Merkez Bankası frene basarken Hazine gaza basarsa araba yerinde döner; seçimsiz geçecek yıllar bu açıdan tarihi bir fırsat. İki, enerji fiyatları — nitekim Banka son tahmin güncellemesinde petrol varsayımını 61 dolardan 89 dolara çekmek zorunda kaldı; jeopolitik bir şok takvimi bir yıl öteleyebilir. Üç, sabır — geçmişte tam iniş başlamışken erken faiz indirimine gidilip filmin başa sarıldığını gördük. Antibiyotik kürünü yarıda kesenin enfeksiyonu, bilindiği gibi, dirençli döner.

Bu üç şart tutarsa senaryom şu: 2027'yi yüzde 14-16 bandında kapatırız, tek haneli aylık manşetleri ilk kez 2028'in ikinci yarısında görürüz ve 2028'i yüzde 9-10 civarında bitiririz. Şartlardan biri aksarsa — ki Türkiye ekonomisinde sürprizin sürpriz olmadığını hepimiz biliriz — takvim 2029'a sarkar.

Vatandaşa ne düşer?

Tek hane gökten inmeyecek; hepimizin fiyatlama davranışıyla örülecek. Ama şunu da dürüstçe söyleyelim: Dezenflasyon dönemleri kimseye bayram gibi gelmez. Esnaf "iş yok" der, çünkü talebin soğuması tam da tedavinin kendisidir. Ücretli "maaş eridi" der, çünkü zamlar geçmiş enflasyona göre yapılırken enflasyon düşüyorsa aradaki fark sancılıdır. Bu sancı, tedavinin yan etkisidir; hastalığın kendisi değil.

Hüseyin abiye verdiğim cevabı sizinle de paylaşayım: Evet, iyileşiyoruz. Etiket makinesinin ayda bire düşmesi, defterindeki en bilimsel veri. Ama taburcu kâğıdına yazılacak tarih 2028'in sonbaharı; o güne kadar ilacı aksatmamak, perhizi bozmamak şartıyla. Türkiye bu filmi daha önce yarıda kesti diye kötümser olanlara da bir not: Aynı filmi sonuna kadar izleyip mutlu sonla biten onlarca ülke var. Uzun ince bir yoldayız; ama yol, ilk kez bu kadar uzun süredir aynı istikamette.


Not: Bu yazıdaki tahminler mevcut verilere ve resmî projeksiyonlara dayalı öngörülerdir; yatırım tavsiyesi değildir.

#Ekonomi#Enflasyon Bekletisi#Enflasyon#Ekonomik Zorluk

Okuyucu Yorumları (0)

Yorum yazmak için giriş yapın ya da üye olun.